Vejetaryen ve vejetaryenlik nedir, vejetaryenlik çeşitleri modelleri nelerdir, protein ağırlıklı beslenme nedir nasıl olur, kaç farklı beslenme modeli vardır

Beslenme Modelleri

Bu kategorimizde; kaç farklı beslenme modeli vardır, vejetaryenlik nedir, kaç farklı vejetaryenlik çeşidi vardır, protein ağırlıklı beslenme nasıl olur, doğru beslenme modeli hangisidir gibi konu başlıklarını bulabilirsiniz.

Yemek Kulübüm - Beslenme Modelleri

İnsanoğlu binlerce yıl öncesinden bugüne kadar sahip olduğu alışkanlıklar, sahip olduğu imkânlar, sahip olduğu dini inançlar, yaşamış olduğu çevre, yaşam şartları, yaş, cinsiyet vb. birçok konuya bağlı olarak beslenmiştir. Bugün ise teknolojinin ve bilimin getirmiş olduğu imkânlarla birlikte daha bilinçli ve daha iyi beslenmeye çalışmaktadır. Ancak teknolojinin ve bilimin imkânlarına rağmen doğru ve yeterli beslenmeyi ne kadar başarabilmekteyiz?

Beslenme, toplumlar arasında ve bir toplum içerisinde farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar bazı beslenme modellerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm beslenme modellerinin kendine has gıdaları ve özellikleri olmakla birlikte hepsinin avantajları ve dezavantajları vardır. Sonuç itibariyle bireylerin beslenme modeli ne olursa olsun beslenme mutlaka yeterli ve dengeli olmalıdır. Çünkü yeterli ve dengeli beslenmeyen toplumlar sağlıklı nesiller yaratamazlar.

 

Beslenme modelleri;

  1. Geleneksel Beslenme,
  2. Protein Ağırlıklı Beslenme,
  3. Vejetaryen Beslenme (bitkisel gıda ağırlıklı beslenme)
  4. Kontrollü Beslenme (diyet, rejim)
  5. Yeterli ve Dengeli Beslenme

olarak gruplara ayrılmaktadır.

  

Geleneksel Beslenme Modeli

Geleneksel beslenme adından da anlaşılacağı gibi belirli sınırlar içerisinde uygulanan bir beslenme modelidir. Toplumumuzun büyük çoğunluğu geleneksel beslenme yöntemi ile beslenmeye devam etmektedir. Geleneksel beslenme modeli sadece ülkemize has bir durum değildir. Dünya üzerindeki bütün toplumlarda var olan ve halen devam eden bir modeldir.

Geleneksel beslenme modelinde genele bakarak belli bir gıda grubundan bahsetmek mümkün değildir. Toplum içerisinde de geleneksel beslenme bölgelere, yörelere, yaşam ve çevre şartlarına göre farklılıklar göstermektedir.

Bir toplumda geleneksel beslenme modelini belirleyen unsurlar şunlardır:

  • Bireyin yaşamış olduğu coğrafya (ülke, bölge, yöre vb.)
  • Bireyin yaşamış olduğu coğrafyanın iklim şartları (kurak, yağmurlu, tropikal, soğuk, ılıman vb.)
  • Bireyin yaşamış olduğu coğrafyanın doğa şartları (dağlık, sahil kenarı, ovalık, çorak vb.)
  • Bireyin yaşamış olduğu sosyal çevre (şehir, köy vb.)
  • Bireyin çalışmış olduğu iş ve iş çevresi (pilot, madenci, denizci, ormancı vb.)
  • Bireyin dini inançları (Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist vb.)
  • Bireyin yaşam şekli (büyük aile, çekirdek aile, bekâr vb.)

Görüldüğü gibi geleneksel beslenme modelini belirleyen birçok kriter bulunmaktadır. Bu kriterler yıllar boyunca çeşitli yaşam şartlarının getirmiş olduğu şartlar olduğu için bireyin hayatında kolayca değişebilecek bir beslenme modeli değildir.

 Geleneksel beslenme modeline birkaç örnek verelim;

Hamsi Karadeniz bölgesinde yaşayan halk için vazgeçilmez bir gıdadır. Bu durum yüzyıllardır böyledir ve değişmez bir gerçektir. Oysa Akdeniz bölgesinde yaşayan halk için hamsi aynı değerde değildir çünkü hamsi yalnızca Karadeniz sularında avlanabilmektedir.

  

Protein Ağırlıklı Beslenme Modeli

Protein ağırlıklı beslenmeden kastımız Dukan diyeti gibi bir diyet planlaması değildir. Protein ağırlıklı beslenme modeli daha çok geleneksel beslenme modeline dahil olan bir modeldir. Bireyin çeşitli şartlara ve faktörlere bağlı olarak günlük beslenmesinde tükettiği gıdaların büyük çoğunluğunu et ve et ürünlerinin oluşturduğu bir modeldir. Bu beslenme modelinde amaç zayıflamak ya da kilo kontrolü değildir, bireyler genel olarak bitkisel kaynaklı gıdaları tüketmeyi sevmezler. Örneğin; ıspanak, lahana, brokoli vb. birçok bitkisel gıdayı tüketmeyen bu bireyler daha çok köfte, tas kebap, salamlı sandviç vb. et ve et ürünlerini tüketmeyi tercih ederler.

Bu beslenme modelinin uzun yıllar boyunca değiştirmeyen kişilerin ne yazık ki uzun yıllar boyunca sağlıklı olabilmesi de mümkün değildir. Protein ağırlıklı beslenme modelinin yanlış olduğunu en basit haliyle şöyle açıklayabiliriz: Vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin tamamını et ve et ürünlerinden alamayız. Daha çok et tüketimi vücudumuzda bazı organların daha kısa sürede yorulmasına ve yıpranmasına da neden olur.

Vücudumuz enerji ihtiyacını karşılamak için öncelikle karbonhidratları yani glikozu kullanır. Glikoz vücudumuz için gerekli olan enerjiyi karşılamayacak kadar az ise bu kez yağlardan ve yağ asitlerinden enerji elde etmek isteyecektir. Proteinler ise vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak konusunda üçüncü sırada başvurulan enerji kaynağıdır. Protein ağırlıklı beslenme modeliyle uzun süre beslenen kişilerin vücudunda karbonhidrat ve yağ metabolizmalarında düzensizlikler oluşmaya başlar. Karbonhidrat ve yağ metabolizmalarında ortaya çıkan bu düzensizlikler “ketozis” hastalığının ortaya çıkmasına neden olur. Ketozis hastalığında vücut ihtiyaç duyduğu enerjiyi öncelikli kaynaklar olan karbonhidratlar ve yağlardan elde edemeyeceği için proteinlerden elde eder. Vücut enerji elde etmek için proteinleri öncelikle aminoasitlere parçalar ve aminoasitlerden glikoz elde etmeye çalışır. Aminoasitlerin bir kısmını glikoza çevirebilen vücut bir kısmını da “keton yapılar” dediğimiz enerji kaynaklarına çevirir. Vücudumuzda “keton yapıların” oluşmaya başlaması vücudumuz için artık geri dönüşü olmayan bir yola çıkıldığının habercisidir.

Vücut aminoasitlerden glikoz ve keton yapılar ürettiği sırada aminoasitlerin yapısında bulunan azot açığa çıkar. Bu durumda vücut azotun atılması için daha çok suya ihtiyaç duyar. Bu anda vücuda yeterli sıvı takviyesi yapılmazsa böbreklerde biriken üre, böbreklerin bozulmasına neden olur.

Keton yapıların oluşması artık vücutta geri dönüşü olmayan hasarlar oluşmasına neden olur. Çünkü vücudun enerji ihtiyacını karşılamak için kullanmış olduğu proteinler iç organların ve kasların yapısından koparılır. Yani vücut kendi kendini sindirmeye, öğütmeye başlar. Uzun süre karbonhidratsız ve yağsız kalan vücut artık bu maddelerin metabolizmasını da unutmaya başlar. Sürekli olarak proteinden enerji üretilmesi gerektiğini düşünür ve artık karşılaştığı her proteini enerji üretmek için kullanır. Netice itibariyle uzun süre protein ağırlıklı beslenen kişilerin iç organlarında ve kaslarında zayıflık, yetersizlik olmaya başlar. İç organların ve kasların yüksek miktarda protein kaybetmesi geri dönüşü olmayan bir durumdur. Artık kişi dengeli ve sağlıklı beslenmeye başlasa bile vücut daha önce meydana gelen hasarları tamamıyla onaramaz.

 

Vejetaryenlik (Etyemezlik - Bitkisel Gıda Ağırlıklı Beslenme Modeli)

Bitkisel gıda ağırlıklı beslenme modelleri vejetaryenlik olarak bildiğimiz beslenme modelleridir. Vejetaryenlik ilk kez 1800’lü yıllarda ortaya çıkmış bir beslenme modelidir. Bu beslenme modelinde birbirinden farklı 5 alt vejetaryenlik modeli bulunmaktadır. Her bir vejetaryen beslenme modeli belirli gruplarda et ve et ürünü ve hayvansal kaynaklı gıdalardan uzak durmak üzerine kurulmuştur. Hatta bazı vejetaryenlik modellerinde hayvanlardan elde edilen tekstil ve kozmetik ürünlerinin de kullanılmasına karşı çıkılmaktadır.

Vejetaryenlik batı kültüründe ahlaki, duygusal ve sağlık nedenlerine bağlı olurken, doğu kültüründe dini inançlara bağlıdır. Dünya üzerinde var olan vejetaryen nüfusun neredeyse yarısı Hindistan’da yaşamaktadır. Yani dini inançları gereği hayvansal gıda tüketmeyen Hindular en önemli vejetaryen nüfusu oluşturmaktadır.

Vejetaryenlik geniş anlamda hayvansal kaynaklı gıdaların tüketilmemesine dayanan beslenme modelidir (etyemezlik). Zaman içerisinde farklı alt bölümlere ayrılmıştır.

 

Vejetarenlik Çeşitleri

Vegan: Tüm hayvansal kaynaklı gıdaların (et ve et ürünleri, balık ve deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, yumurta, bal vb.) tüketilmesini reddeden, tamamıyla bitkisel kaynaklı gıdalar ile beslenen kişi. Veganlar tam vejetaryen olarak bilinirler. Veganlar yalnızca hayvansal kaynaklı gıdalar değil, hayvansal kaynaklı tekstil ürünlerini (kürk, deri vb.), kozmetik ürünlerini ve içerisinde hayvansal kaynaklı katkı maddesi bulunan gıdaların tüketilmesini de reddeder.

Yarı Vejetaryen : Hayvansal kaynaklı gıdalardan yalnızca et ve et ürünlerini tüketmeyen ancak hayvanların üretmiş olduğu ürünleri belirli bir kurala bağlı kalmadan tüketen kişiler.

Lakto-Vejetaryen : Yalnızca süt ve süt ürünlerini tüketen ancak bunun dışında hiçbir hayvansal kaynaklı gıdayı tüketmeyen kişi.

Lakto-ovo-Vejetaryen : Yalnızca süt, süt ürünleri ve yumurta tüketen ancak bunların dışında hiçbir hayvansal kaynaklı gıda tüketmeyen kişi.

Omnivor: Belirli bir kurala bağlı kalmayan, tamamen kendi inisiyatifine göre hayvansal kaynaklı gıda tüketmeyen kişi.

Vejetaryen beslenme modeli son yıllarda daha çok araştırılan ve incelenen bir konu olmuştur. Araştırma ve çalışmaların bu denli yoğunlaşmadığı dönemlerin öncesinde genel düşünce vejetaryenliğin sağlıklı bir vücuda sahip olmak için doğru bir beslenme modeli olmadığıydı. Ancak son yıllarda yapılan araştırma ve çalışmalar göstermiştir ki iyi planlanmış ve tüm bitkisel kaynakları içeren vejetaryen diyeti yeterli ve dengeli bir beslenme modeli olabilmektedir. Yeterli ve dengeli bir beslenme modeli olabilecek vejetaryenlik modeli veganlık değildir. Üzerinde düşünülerek ve bireyin sahip olduğu metabolik özelliklere göre doğru bir şekilde planlanan, yarı vejetaryen, Lakto-vejetaryen ya da Lakto-ovo vejetaryenlik oldukça sağlıklı bir beslenme modeli olabilir.  Yapılan araştırma ve çalışmalar göstermiştir ki vegan olmayan bir vejetaryen beslenme modeli ile doğru, yeterli ve dengeli beslenen kişiler, et tüketen kişilere göre daha sağlıklı olduğu gibi bazı hastalıklara yakalanma riskleri de daha düşüktür.

 

Et ve et ürünlerinin olmadığı bir beslenme modeli uygulayan kişilerde; 

  • Koroner kalp ve damar hastalıkları daha az görülmekte, bu hastalıkları yaşama ihtimali daha düşük olmaktadır.
  • Kanser türü hastalıklara yakalanma riski daha düşüktür. Et ve et ürünü tüketen kişilerin herhangi bir kanser hastalığına yakalanma riski daha yüksektir.
  • Kan basıncı, et ve et ürünü tüketen kişilere göre daha düşüktür. Yani yüksek tansiyon rahatsızlığı vejetaryenlerde daha az görülür.
  • Vücut ağırlığı daha düşüktür yani vejetaryenler daha zayıf yapılı olmaktadır.
  • Sindirim sistemi rahatsızlıkları daha az görülmektedir.
  • Kan şekeri seviyesi çoğunlukla dengelidir ve diyabet olma riskleri daha düşüktür.
  • Alzheimer gibi beyin hastalıklarına yakalanma riski daha düşüktür.

Vejetaryen beslenme modeli eğer iyi planlanmışsa ve günlük beslenme planıyla vücudun ihtiyaç duyduğu tüm besin öğeleri ve maddeleri karşılanıyorsa yeterli ve dengeli beslenmek dolayısıyla sağlıklı olmak mümkündür. 

 

Kontrollü Beslenme Modeli (Diyet, Rejim)

Kontrollü beslenme modeli; kişinin isteyerek ve bilerek planlı olarak belirli gıdaları tüketmesi ya da tüketmemesi durumudur. Bir başka ifadeyle diyet ya da rejim yapmaktır. Her bir diyet programının kendi içinde avantaj ve dezavantajı bulunmaktadır. Diyet planlarının genel olarak doğru olduğu ya da olmadığı çok tartışılan bir konudur ancak diyet planlaması yaparken unutulmaması gereken en önemli konu diyet planının kişiye özel olması gerektiğidir. Çünkü her bir bireyin metabolik şartları başta olmak üzere birçok faktör beslenmesini etkilemektedir. Bu sebeple diyet planlaması kişiye özel olmalıdır.

  

Yeterli ve Dengeli Beslenme Modeli

Beslenme modelimiz ne olursa olsun bizler uzun yıllar yaşamak ve sağlığımızı korumak için mutlaka ve mutlaka yeterli ve dengeli beslenmeliyiz. Beslenme bir insan için gerekli olan ilk ve en önemli ihtiyaçtır. Bu nedenle;  çocuğumuza bakmak, daha çok para kazanmak, daha başarılı olmak vs. ne isterseniz isteyin öncelikle sağlıklı, doğru, iyi, yeterli ve dengeli beslenmemiz gerektiğini, tüm bu isteklerimizin en önemli kaynağının beslenme olduğunu unutmayın.

 

Top